Bugün internet te gezinirken Heybeliada ile ilgili resimlere rastladım ve birden çocukluk günlerimin özlemini duyar oldum. Çocukluk dönemim Heybeliada da geçmişti. O yıllar okadar güzel yıllardaki özler oldum. Adalar buralardan okadar farklı ki anlatmakla bitmez. Hem coğrafi hem kültürel açıdan mükemmel bir yer. Çocukluğumun geçmesi açısından olsa gerek en çok Heybeliyi severim. Diğer adalar Heybeli kadar huzur vermez bana. Heryaz fırsat buldukça adaya gider eş dost ziyaretinde bulunurum.
Heybeliada Sahil kısmının görüntüsünü buradan izleyebilirsiniz.
Kısaca Heybeliada dan bahsetmek gerekirse;
Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük adasıdır. Şimdiki sanatoryumun bulunduğu Çamlimanı’ndan sandala binip açılanlar bestelemiş “Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” şarkısını. Bir zamanlar bakır madeni çıkarılan adaya Halki, yani bakır ismi verilmiş, bir heybeye benzediğinden sonraları Heybeliada adını almıştır. İstanbul’un en çok rağbet gören sayfiye yerlerinden biridir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, bahriyesi, sanatoryumu, ruhban (papaz) okulu gibi kurumlarıyla da ünlüdür. Adanın eni 2700 metre, boyu 1200 metredir. 4 tepeden oluşan Heybeliada, İstanbul adalarının orta yerinde bulunmaktadır. En yüksek tepe Değirmentepe’dir (136 metre). Diğer tepeler, Taşocağı Tepesi, Makarios Tepesi ve Ümit Tepesi’dir. Eski adı Papaz Tepesi olan bu tepe 85 metre yüksekliğinde olup üzerinde Papaz Okulu bulunmaktadır. Adada dörtte liman vardır. Güzel bir koyda bulunan Çam Limanı ile Bahriye Limanı bunların en önemlileridir. Adanın önemli yapıları, Bahriye Okulu, Aye Ofemya Ayazması, Türkiye’nin ilk sanatoryumu olan Heybeliada Sanatoryumu (Kuruluş: 1924), Heybeliada’nın ünlü sakinlerinden olan Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi, Abbas Halim Paşa Köşkü, Papaz Okulu, diğer dini yapılar ve resmi binalardır. Adadaki, birine “Büyük Tur”, diğerine “Küçük Tur” denilen iki tur yolunda, yaz mevsimlerinde eşek ve arabalarla turlar yapılır. Küçük Tur’a, Aşıklar Turu da denmektedir. Heybeliada da, İstanbul’un diğer adaları gibi, motorlu araçtan arındırılmıştır. Evliya Çelebi, Heybeliada’da bir Bostancıbaşı ile birkaç Subaşı askerinin bulunduğunu, adanın gelirinin Kaptan Paşa’ya verildiğini kaydeder.
Değirmen Burnu Piknik Alanı
Tipik bir kır kahvesinin bulunduğu alana x YTL. ödeyerek girebilirsiniz. Burada çay ve kahvenin yanı sıra ızgara çeşitleri de bulabilirsiniz. Eğer malzemenizi birlikte getirmişseniz, x YTL.’sına mangal da kiralayabilirsiniz. Kiralık sözünü etmişken hatırlatalım. Burada da tıpkı Büyükada’da olduğu gibi bisikletler saati x YTL.’sına kiraya veriliyor.
Burnun hemen arkasında Heybeliada Su Sporları Kulübü yer alıyor. Yürüyerek ulaştığınız bu bölge, faytoncuların “Küçük Tur” olarak adlandırdıkları saha. x YTL. karşılığı gezdirdikleri güzergah iskelede son buluyor.
Çarşı içinden başlayan büyük turda, önce Lozan Caddesi, ardından Refah Şehitleri Caddesi ve Halkipalas’ın önünden geçilir. Sağda Kablo Koyu görünür. Burası adını Burgazada’ya elektrik ileten sualtı kablosunun başlangıcından almıştır. Ardından Alman Koyu ve ada çöplüğünü görürsünüz. Sağa kıvrılan yolda karşınıza Terki Dünya Manastırı çıkar. Makarios Tepesi’ni geçip Çam Limanı’na ulaşırsınız. Yazları yatların uğrak yeri olan Çam Limanı, gerek rüzgara kapalı doğal yapısı, gerek yatların suya bastıkları sintineler nedeniyle yüzülemez haldedir. O yüzden denize girmek için heves etmeyin. Çam Limanı’nın yükseklerindeki yapı Heybeliada Senatoryumu’dur.
Son zamanlarda askeri bölge içine alınan Aya Yorgi Manastırı’nın yanından geçip iskelede biten büyük turun da fiyatı x YTL.
Yürümek isteyenlere
İskeledeki çarşının arka tarafındaki Aya Nikola Kilisesi’nin önünden geçip, sağa dönerseniz Lozan Şehitleri Caddesi’ne çıkarsınız. Adanın dingin atmosferindeki eski evleri fotoğraf çekmek isterseniz eğer, size “memnuniyetle” poz vereceklerdir.
Halk Kütüphanesi sol tarafınızda. Biraz sonra bir dönemin ünlü yapılarından Karamanyan Oteli’nden geriye kalan ahşap yapıyı görürsünüz. Hemen solunda da İsmet İnönü evi…
Yolun sağ tarafında Halki Palas Oteli yükselir. Karşısındaki merdivenleri çıkıp bir patikaya ulaşırsınız. Çamlıklar arasından üst yola çıkıp, artık müze olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi ile burun buruna gelirsiniz.
Bakın, görün, dinleyin, koklayın, dokunun… Adada beş duyunuza birden seslenen, hepsine de ayrı tatlar kazandıran malzemeleri bulmakta hiç zorlanmayacaksınız…



“Heybeliada ve Ben” üzerine 2 düşünce