Yahya Çavuş daha önce 1912-1913 yıllarında Balkan savaşına katılmış, fakat Balkanlarda İttihat ve Terakkiciler Mehmetçiğimizi birbirine kırdırarak Bulgarların, Sırpların, Yunanlıların ve Karadağlıların kucağına atıp İstanbul’a kaçmışlar ve Anadolu yiğitleri de oralarda perişan olmuşlardı. Kurtulanlarda başları eğik, yürekleri Balkanlarda asılı kalmış çaresizlikle evlerine dönmüşlerdi. Bunlardan biride Gazi Yahya Çavuş idi.
Yahya çavuşu daha köy girişinde karşılayan annesi de onu ittihatçılardan beter etmişti.
“Tüüü sana, seni emzireceğime bir enik emzireydim de bu günleri görmeyeydim. O güzelim serhat topraklarını düşman ayaklarının altında bırakıp karılar gibi köye dönmeye utanmadın mı? Hiç olmazsa şehit olaydın da, bende şehit anasıyım deyip şu köy meydanında salınıp bir gezeydim. Şimdi git karının elbiselerini giy de el içine öyle çık haydi git, karın cepheye gitsin. Anan cepheye gitsin de sen yün eğir.” diye feryad ederek yerin dibine bir defa daha batırmıştı.
Yahya bu acıyla 1.5 sene yaşamıştı ki Çanakkale’de harp kopmuş dediler. Yiğit Yahya durur mu? Hemen muhtara gidip gönüllü yazıldı ve anama şehit anası dedirtmenin tam zamanıdır. Bu fırsat bir daha ele geçmez deyip cepheye koştu.
İşte 9. tümen 26. alay 3. tabur erleri içinde Ezine’nin bu yağız delikanlısı da vardı. Bölgeye yeni gelen 3. tabur kumandanı binbaşı Mahmut Sabri Bey askerlerini cephede savunma düzenine sokmaya çalışıyordu. Gününü bilmese bile bu bölgeye düşmanın çok kısa bir zamanda saldıracaklarını hissediyordu.
Bölgede çıkarma yapmaya müsait tam 5 tane koy vardı. Onun elinde ise 1500 asker vardı. Her askere 100 metrelik alan savunması düşüyordu.
Bu koylardan biri olan Seddülbahir köyü batısındaki Ertuğrul Koyu’nu savunmak için elinde 250 kişilik bir bölüğü bile yoktu. O koyu koruyacak bir takım oluşturmaya karar verdi. Bu takımın tamamının şehit olma ihtimali çok yüksekti. Onun için şahadete susamış erlerden olmasını düşündü. Başlarına verecek bir subay bile yoktu.
İçtima halindeki askerlerine: “Yiğitlerim biz buraya, bu topraklara düşman ayağı bastırmamak, bayrağı indirtmemek, ezanı dindirtmemek, Kur’an-ı susturmamak, namusumuza düşman erkeğinin elini değdirtmemek için geldik. Düşmanın saldırısı yakındır. Allah’ını arzu edenleri oraya göndermek istiyorum. Oraya gidenlerle burada helalleşeceğiz; ama huzuru ilahi de kucaklaşacağız. Canınız azizdir. Son merminizi de atmadan şehit olmamaya bakacaksınız.
Umulur ki bizler ruhumuzu teslim etmeden gerilerde 25. alayımız yetişir de öcümüzü düşmandan alır. Boş bıraktığımız bu toprakları savunmaya onlar devam eder. Biz gayret edersek Allah da bizimledir, manevi ordularda. Müjdeliyorum ki gazanızı Hz. Peygamberimiz de semadan seyredecektir.”
O ağlıyor, askeri ağlıyor sessizliği tekbir sedası bozuyordu. Allahu Ekber… Ezineli Yahya üç adım öne çıktı sert bir selam çaktı ve :
“Kumandanım benim anama sözüm var. Bu takımda ben olmak istiyorum.”dedi.
Yahya öyle kararlıydı ki itiraz mümkün değil. 67 arkadaşı aynı dilekle üç adım ileriye çoktan dizilmişti. Binbaşı Mahmut Sabri Bey hepsini tek tek öptü helalleşti. Arkadaşlarıyla da helalleşip şehitler makamında buluşmak üzere ebedi ayrılığa doğru yola çıktılar. Önlerindeki ay şeklindeki Ertuğrul Koyu onları ebedi mekânları olacaktı. Bir birlerine söylemeseler de bu araziye hepsi o gözle bakıyordu. Ebedi uykuya nerede dalacaklarını gözleriyle kestirmeye çalışıyorlardı. Yahya: “Arkadaşlar bu gece hiç uyumayalım. Nasıl olsa yarından sonra uyumaya çok vaktimiz olacak çooook” dedi. Hepsi zaten aynı şeyi düşünüyorlardı. Uykuyu yarından sonra uyumak üzere terk ettiler. Hayat hikâyelerini anlattılar. Kaza namazı kıldılar, ilahiler söylediler. Savaşa değil de sanki düğüne hazırlanıyorlardı. İçlerin de en ufak bir korku yoktu. Zaten korkan çekip gitse “gitme” diyecek bir subayları da yoktu.
24-25 Nisan gecesi sabaha karşı 4:30 da tepelerine cehennem yağmaya başladı. O koca dev gibi top namlularından 490-560-750 kg ağırlığında ateş parçaları dökülüyordu. Taş, toprak metrelerce yukarıya fışkırıyor sonra geriye yorgan gibi yayılıyordu. Ağaçlar kökleriyle beraber 15-20 m havaya çıkıp iniyordu. Yahya ve arkadaşları sessizce çıkarmayı beklediler. Hiçbir karşılık vermediler. Düşman kuvvetleri yeri göğü yakıp canlı kalmadığına kanaat getirdikten sonra kıyıya yanaştılar. Bu bombardımanı Hamilton hatıralarında anlatırken:
“Yüzlerce gemimizden ateşlenen mermiler kıyıları yedi renge boyadı. Top gürültüsünden sağır olmamak için kulaklarımıza mum tıkamıştık” demektedir. Ya üslerinde Mevla’nın gök kubbesinden başka hiçbir korunağı olmayan Yahyalar, Mehmetler, Mustafalar ne yapsın. Düşmanın sesine dayanamadığı o ateş kütleleri onların üzerine yağmıyor muydu? O gün ufacık kıyıya 4650 top mermisi gönderdiler. Etten ve kemikten 67 iman abidesi, vatan aşığı namus bekçisi, Kur’an yolcusu üzerine tam 4650 top mermisi ve milyonlarca mermi yağdırılmıştı.
Yahya arkadaşlarını komuta ediyordu. Çünkü o çavuştu. Arkadaşları da ona tam itaat gösteriyorlardı. Düşman karaya çıkmaya başlamış, kendi askerlerini kırmamak için gemilerden top atışları da kesilmişti. İşte o zaman kıyamet koptu. Önce bir alay sonra ikinci alay, akşamüzeri üçüncü alay. Toplam 6 bin düşman askeri 67 kişilik bir takımımıza yağmur gibi çullandı. O gün ve 26 Nisan 1915 günü öğlene kadar çarpışma devam etti. 67 koç yiğit tam 21 saat düşmanı kıyıya mıhladı. Tam 3 bin düşman askeri ve General Nipel’in leşini kıyıya serdiler. Onlardan da 64 tetik artık susmuş, onların ebedi uykusu başlamıştı. Ayakta kalanlar ise Ezineli Yahya, Maraşlı Ali ve Konyalı Mehmet idi. Yahya’nın bacağını da bir misket delip geçmişti.
“Haydi arkadaşlar! Bu kadar olur, görevimizi tamamladık. Kumandanımıza tekmilimizi verelim” dedi.
Yahya kan kaybeden bacağını tüfeğinin kayışı ile iyice boğup, arkadaşlarının yardımıyla siperlerden HARAPKALE’deki tabur karargâhına döndü. O sırada 25. alayın bazı taburları gerçekten de cepheye yetişmişti. Mahmut Sabri Bey ve askerleri, Yahya ve arkadaşlarını tekbirlerle karşıladılar. Onlarda, önce tekbir, sonrada tekmil verdiler.
“64 şehit 3 gazi görevimizi yaptık. Yeni emirlerinizi bekliyoruz kumandanım”
Mahmut Sabri Bey ve karargâh askerleri hüngür hüngür ağlıyorlardı. Mahmut Sabri Bey:
“Evladım Yahya 2 gündür üzerinize kâfirler adeta cehennemi indirdiler. Biz sizleri Hakk’a yürüdüler zannediyorduk. O ateş çemberinden nasıl çıktınız? ”
Yahya ağlamaklı cevap veriyordu: “ Ben çok talihsiz birisiyim kumandanım. Yine anamı şehit anası yapamadım. Anamı yine mahcup ettim. Beni başka cepheye gönderin.”
Mahmut Sabri Bey: “Evladım sen deli misin? Kan kaybediyorsun. Bir tümenin yapamayacağını yaptınız. Hemen seni sargı yerine gönderiyorum. Tedaviye ihtiyacın var.”
Yahya itiraz ediyordu. “Hayır hayır ben şehit olamadım. Beni geri göndermeyin. Hava değişimi verirler. Bir daha şehit olacak fırsatım olmaz kumandanım”
Mahmut Sabri Bey Yahya Çavuş’u teskereye bağlattı. Ve Zığındere’deki sargı yerine zorla gönderdiler.
27 Nisan 1915 sabahı sabah ezanı okunurken sargı yerine 1 km kala, Yahya’nın anacığına, o çok arzuladığı müjde melekler tarafından uçuruluyordu. Yahya’nın çok arzuladığı şey sonunda gerçek oldu. Yahya şehit olmuştu.
Mezarı mı? Onu hiç bilen yok.

“EZİNELİ YAHYA ÇAVUŞ” üzerine 1 düşünce