Geçenlerde internet üzerinde gezinirken 2003 yılında iş başvurularım neticesinde tanıştığım ve kendisiyle 1 sene çalıştığım değerli büyüğüm, patronum, ablam dediğim Niyal hanım hakkında google sorular soriyim dedim. Karşıma şu haber çıktı ve mutlu oldum. İş yaşantısı sırasında hafta sonları ve kimi geceler cadde üzerinde ki arkadaşlarının cafe lerinde canlı müzik yapıyordu ve gerçekten beğenerek dinlerdim kendisi. Gerçi okuduğum haber çok yeni değil ama müzik uğruna birşeyler yapması beni mutlu etti.
Buyrun haberi görelim…
Ancak aklı hep müzikte. “Müzik benim her şeyim” diyor.
Gitar çalmayı küçük yaşta öğrenmiş. Bunun yanında piyano da çalıyor ve Blues şarkılarını severek dinliyor.
Her şey evde müzik dinlemekle başladı.
Evde bulunan Elvis Presley ve Beatles kasetleriyle. 5 yaşından sonra ailesi ile Kanada’ya göç eden Niyal, orada ilkokul sıralarında iken dinlediği Cindy Lauper, Madonna, Boy George, Michael Jackson ve Bonnie Tyler gibi sanatçılardan etkilendi.
Tina Turner’i televizyonda ilk kez izlediği zaman henüz 7 yaşındaydı.
“Daha sonra onun müzik hayatımın en büyük ilham kaynağı olacağını bilmiyordum tabii..” diyor Niyal…
Hep İngilizce eğitim yapan okullarda okuduğu için, ilgisi daha çok İngilizce müziğe karşı oldu.
Gitar parası
Lisede The doors’u keşfettiğimde hayatımın değişeceğini hissetmeye başladım. Tam da o dönem gitar çalmayı öğrenme isteği beni yiyip bitiriyordu. Gitar alacak param olmadığı gibi ailem, bayanların ısrarla gitar değil piyano çalmasının daha uygun olduğunu söylerdi hep” diyen sanatçı gitar macerasını şöyle anlatıyor:
“Ben ilkokuldaki kısa deneyimim nedeniyle, piyanonun değil gitarın bana daha uygun olacağını hissettim. Evde yengemin üniversiteden kalan ve sadece iki teli bulunan gitarı ile ufak tefek melodiler bestelemeye koyuldum.
Aynı zamanda yeni bir gitar almak için para biriktiriyordum. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığımda harçlıklarımı biriktirip aldığım gitarı ufak tefek çalmaya başlamıştım.”
Niyal Öztürk, ailesi ile birlikte İstanbul’a taşındıktan sonra birkaç arkadaşla bir araya gelip okulda müzik yapmaya başladı. Tam da Rock döneminin en şaşaalı günleriydi..
Blues, classic jazz ve rock’a özel bir ilgi oluşmaya başladı.. Gruptaki diğer arkadaşlar utangaçtı ve genellikle şarkı işleri hep ona kalıyordu.
Üniversiteden mezun olduktan seneler sonra tesadüfen bir arkadaşıyla konuşurken bir grup kurup, profesyonel anlamda müzik yapmaya karar verdiler.
Böylece Bağdat Caddesi günleri başladı.
Kıbrıs’a gelmeye 8 ay önce karar veren Niyal Öztürk, gelmeden önce müzikle ilgili ne yapabileceğini de araştırmış…
Ve buraya gelir gelmez Uğraş – Ulaş Beratlı ve Mete Pere’den oluşan “Black Coffee” grubunu kurdular… Yaz ortasına kadar bu grup devam etti.. Bunu çeşitli müzisyen arkadaşlarla Cafe Dükkan, Ego, Stage, Nostalji, Esatto, Etiquette Bar’da programlar izledi. Bu programların birçoğu hala devam ediyor.

“İlhamını Tina Turner’den alan sanatçı: Niyal” üzerine 8 düşünce